4 Nisan 2008 Cuma

Zaman...Zaman...

Hayat göz açıp kapayıncaya kadar bitiyor, zaman su gibi akıp geçiyor, üç günlük dünya gibi sayısız uyarı ibaresiyle donatılmış her yanımız.
Bunca uyarı tabelasının varlığına rağmen kaza yapsak da yapmasak da benzinin biteceği gerçeğini değiştiremiyorsak ne içindir bu farkındalık.
Hızlı gitmeyin demek ne içindir?
Yavaş giden de bir kaç yüz metre civarımda kalmayacak mıdır en fazla?
Yavaş yavaş gidince güzelliklerin tadını daha mı iyi alıyor muşuz?
Diyelim ki öyle olsun; bu acıların da tadını daha iyi almayı sağlamaz mı?
Veya tad almak böyle bir şey midir? Neresindedir bunun gerçek?
Zaman kavramı bana göre değişemez midir?
Veya zaman benim gerçeklerimi alıp götürmek zorunda olan bir şey midir?
Su gibi akıp gitmek; hiç bir şeyden etkilenmeksizin kendi yolunu bulmak ve hep kendin gibi olabilmek değil midir?
Ağır ağır yol alanlardan hangisi kendisi olabilmeyi başarmıştır?
Hızlı veya yavaş gitmek kime göredir azizim?
Zamanı iyi değerlendirmek veya zamanı hoyratça harcamak kime göredir?
Sakıp sabancı ile benim dedem aynı toprağın altında değil midir?
Arkalarında bıraktıkları onlara ne kazandırdı?
İkisi de bu gerçeğin farkında değiller miydi?
Evet evet asıl soru bu işte…
Ne kazandırır bunun farkına varmak?
Dünyayı fani görmekten çok dünyevi nefse hizmet etmiyor mu bu farkındalık?
Küçükken farkına varmamışız ya… Ne de güzel etmişiz.
Kısa süre de olsa farklı lezzetlerin gerçek tadlarına bakabilmişiz.
Ha büyüdük ha büyüyecez diye çalındı elimizden gerçeklerimiz. Zamanı kovalayacağız derken can verdi tüm içtenliğimiz.
Şimdi ne mi oldu?
Nefsimizin el verdiği kadarıyla tad alabiliyoruz yaşadıklarımızdan.
Küçük bir gerçeklik yakalasak gözlerimiz büyüyor sevinçten. Bu gerçeğin bir acı veya nefret olması bile ona olan ilgimizi azaltmıyor. Çölde su bulmuş gibi serpiyoruz ruhumuza biraz nefes aldırabilmek için.
Gerçek paylaşımlar öylesine dar alanlara sıkışıyor ki; soluğu meylerde alıyoruz kimi zaman.
Farkındayız ya… Zamanı iyi değerlendiriyoruz ya…
Gülerken bile 2 kere düşünüyoruz artık. Düşünemiyoruz da doğru düzgün, düşünsek bile yapamıyoruz, yapsak bile beklentimizi karşılamak uğruna gerçeği yitiriyoruz.
Kendimize yaşıyor gibi görünüp aslında başkalarına yaşıyoruz.
Kendime baktım yine;
Evim vardı lan benim…Sevdiklerim vardı… Ailem vardı…Arkadaşlarım vardı…
Hayallerim ve kendime ait küçük bir dünyam vardı. O benim dünyamdı.
Zaman ben isteyince akar ben isteyince dururdu. Bananeydi herkesin kabul ettiği zamandan. Eski zamanı özlüyorum, çocukluğumu ve biraz da yakın geçmişi.
Düşümde uzaktan bakıp bir türlü açılamadığım güzel kızı görmeyi özlüyorum.
Beni ben olduğum için sevenleri özlüyorum…
Tam da şimdi zamanın su gibi akıp geçtiğini fark ettim…
Çok büyüdüm…