Her şeyim yerindeydi, bacağımdan dolaşan ılıklığa rağmen ayağa kalktım, yol artık görülmezdi, yıldızlar onlara küfrettiğimi anlamış olacak ki, şu adi şehirde gönderdikleri iki üç ışığı da kırdılar, dolunay desen beşinci sınıf yerli kömür kokularının doldurduğu şu bulutlu havada görünmüyordu bile. Terekemde taşıyordum yalnızlığımı, bana anam babamdan miras kalmış olmalıydı, ya da arkadaşlarımdan bilemiyorum, fakat vergisini ödemesem de, ödesem de istediğim zaman çıkaramıyorum bu lanet şeyi. Bazenleri ceketimin iç cebine hapsederken, bazenleri de dinlediğim dip bunalım şarkıların melodilerine gömüyorum onu.
Sonra aklıma bağırtılar geliyor, anlıyorum ki aklıma gelen başıma gelmiş bile, yağan yağmurun ortasında bir çocuğunu daha dün gerçekleşen kazada kaybetmiş bir anne gibi çığlık atıyor birileri. Sonra bakıyorum ki, bir kadın gibi bağıran benim, ellerimi havaya kaldırmış bana tip tip bakan kedilerin ortasında ağzıma yağmur sularının dolmasını bekliyorum. Aynen çizgi filmlerde olduğu gibi ağzımın içine o yağmur suyu dolacak ve içimdeki boşlukta böylelikle tamamına erecek. Boğulup ölünce, ne kadar mutlu olacağımı anlıyor musunuz? Çünkü şu an boğulmadan boğuluyorum, öyle boğuluyorum ki, nefes alıp verebiliyorum. Anlıyor musunuz?
Anlayamazsınız, sorularıma kanıp götünüzden cevaplar yetiştirmeyin. Meğer ki bir yaranız vardır içinizde, aynen arabesk filmlerde ve şarkılarda anlatılanlar gibi, fakat siz yine de onları hiç seyretmemiş ve duymamışsınızdır, fakat siz yine de onları bayağı bulursunuz. Meğer ki kendinizi yastıkla boğasınız gelir evde yalnız kaldığınızda, ya da kolonların sesini son noktasına kadar çıkarıp kulaklarınızı patlatıp sağar olmayı ve hiçbir ses duymayacak olmanın dinginliğiyle intihar etmeyi düşünürsünüz. İşte o zaman beni anlayabilirsiniz.
Evet, bahaneniz yoksa "ne kadar çok acı var" diyerek notlar bırakıp intihar etmeyin. Çünkü başkalarının acıları yüzünden intihar etmek en şerefli şeylerden biridir. Kirletmeyin onu, saygı duyun sadece.