Dönüyor, karşı kaldırımdaki kediler, kırmızı araba, çevremdeki aparmanlar ve en acısı insanlar.Hepsi dönüyor, renkten renge giriyorlar.Bir akşam sıkıldığımı farkettim, bütün her şeye küfretme ihtiyacıyla doluyordum, sanki dünyanın bütün küfürleri bir araya benim için gelse ve aynı anda bütün hepsi ağzımdan dökülse rahatlayacaktım.Her dilden, her lehçeden, her şiveden bir tutam, yeni bir edebiyat türü.
Ama olmadı, kara asfaltların üzerindeki yolculuğuma devam ettim.Binalarla çoraklaştırılmış İstanbul'da iki ağaç görebiliyordum.Cadde boyunca uzanan kaldırımda, bu iki anıtsal ağacın karşısına geldim ve ellerimi iki yana indirerek hazırolda bekledim.Onlara selam vermeye bile cesaretim yoktu.Sadece bakışıyorduk, uzun bir süre geçti.O kadar uzundu ki, defalarca gün doğdu, yıldızlar görünenemedi çünkü şehrin ışıkları onları uzaklaştırdı.Ay ise hiçbir şeyden etkilenmeden beni seyretmeye devam etti.
Öyle uzundu ki, kuşlar defalarca başıma pisledi, insanlar defalarca beni alıp götürmek istedi, annem harap oldu yanıbaşımda, babam yüzüme tükürdü.Üniversiteyi bitiremedim, belki de hiç başlamamıştım bilemiyorum.Mevsimler geçti, ağaçlar yapraklarını döktüler, karla kaplandılar, sarıya, yeşile tekrar tekrar boyandılar.Ama beni hiç göremediler sanki.Bana hiç bakmadılar ya da...
Sonunda bir gece, yaşlı bir sarhoş yanıma geçip beni taklit etmeye başladı.Sonra bir kahkaha patlattı. "sen neden burada duruyorsun böyle, yoksa deli misin sen?" dedi nahoş ağzıyla.Yarı tükürür gibi konuşuyordu.Kimsenin yapamadığını günah yaptı, gerçek yüzüme çarptı.Bütün her şeyi yitirdim sanki, yine yollardaydım.Ağaçları unutup, kaldırım taşlarını yokladım.Sonunda dereye vardım.Fabrika atıklarıyla, pislikle, bokla serpilmiş, gelişmiş ya da kurumuş akıntıya bıraktım kendimi.Onun içinde yüzmek ayrı bir keyif verdi bana.Kokusundan, görünüşünden tiksindiğimiz veya bize kötü öğretildiği için kötü bellediğimiz o deryada boğuldum.Öldüğümden o kadar emindim ki, cenazemi görmeyi bekliyordum.
Olmadı.Becerememişim ölmeyi.
Hastanede açtım gözlerimi, bu sefer kalitesiz döşemelerle kaplı bir odada, başucumda hiçliği buldum.Hemşireler, doktorlar hepsi siyah giyiyordu.Çevremdeki tek beyazlık hiçlikti.Sanki lanet olasıca herkes boka bulanmış gibiydi.Evet ben hepsinden de kötüydüm.Hepsinden de beterdim.Kaçmak istedim oradan, daha temiz insanlarla karşılaşmak istedim.Gülüşü güzel, sohbeti hoş, kızlarla birlikte olmak, bambaşka ülkelerde bambaşka hayatlar yaşamak istedim.
Farkettim ki, yine yollara düşmek gerek.Hem de hiç durmamacasına, hem de her şeye rağmen.
Güç bulamadım kendimde.Evime döndüm, tüm gün bütün odaları güneş alan, odaları nispeten ferah, nispeten dar, karakterleri garip eşyalarıma döndüm.Bitmeyen inşaatlara yeniden küfretmek, gece serinliğini hissedebilmek için 4. kattan, balkondan kafamı .çıkartmak zorunda kaldım.Terden yapış yapış olmuş ruhumu, bedenim yanında promosyon olmak şartıyla, ölüme satmak istedim.Zaten becerememiştim bunu, öyle değil mi ya? Ölmeyi düşünmeyi düşünmeyi başaramamıştım.Ölmek ne kelime?
İşte açtım, kapadım gözlerimi.Gerçekler parlak, gerçekler köhne.Gerçekler acı, gerçekler tatlı.işte yepyeni bir hayat sunamıyorum kendime.İşte roman karakterlerinden ibaret değil hayat derken, onlardan çare arıyorum.Ve işte yine karanlığı düşlüyorum.Derin dehlizlerde tatmin olmaya, orgazm olmaya çalışıyorum.
Sayfayı çevirmeyelim, ayraç bile koymadan yakalım bu kitabı.Herkesi zehirliyor çünkü.
22 Temmuz 2008 Salı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)