Bu kez yeşil değiller. Başka bir renk. Ben başka alemde, o benimle aynı alemde, diğer herkes somut olmuş. O konuşuyor, ben dinliyorum. Bir yerlerden yüreğime kan damlıyor. Eskiye dönüyorum, tıpkı bu haller. Ne kadar zor her şeye baştan başlamak. Hem de olacakları bile bile. Ateşlere yürümek dedikleri bu sanırım.
Deniz kenarına inmem ve sigara içmem ve kendimi dinlemem ve dinlenmem lazım. Yanımdan bir delikanlı geçiyor söylenerek: "Koduğumun karısı!" Ne günahımız var bizim?
Peki ya aynı şeyler yaşanmazsa? Ya bu kez "o" beni bulduysa? Çünkü ben aramıyorum kimseyi, sadece bekliyorum. Onun gelip beni vurmasını bekliyorum. Beni onlara bırakmamasını, yakacaksa onun yakıp kül etmesini bekliyorum. Varlığımdan geçmişim, yokluğumla sevişiyorum. Bekliyorum ki gelip beni bu zevkten mahrum etsin, göğsümü bir bıçakla deşip ayırsın, yüreğimi çıkartıp toza bulasın, sonra elleriyle yıkasın... Sonra ben o olayım, o ben olsun, yokluğumuzla savaşalım...
Ama onun varlığından bile emin değilim. Başkalarını o zannetmekten usandım. Aptal yerine koymuyor kimse beni, kendimi aptallaştırıyorum. Belki de bir yoku bekliyorum, ya da kimbilir peşinden koşmam gereken gerçeği kaçırıyorum bir yalanı beklerken. Yoruldum...
Ama bu ya gerçekten de "o"ysa? Öyle güzel gözleri var ki... Konuştukça, kendini anlattıkça, ben onun gözlerine daldıkça şüphelerim teker teker cehennemi boyluyor. Ama sonra birden duruveriyorum; ben bunları daha önce de yaşamıştım. Evet bildin, gene yanılmıştım Fakat bu kez...
Parmaklarımda leş gibi sigara kokusu. Başım hem ağırıyor hem dönüyor. Ellerim ceplerimde titriyorlar ve ben bunu bacaklarımla hissedebiliyorum. Sonunda eve varıyorum, kimse yok. Koltuğa atıveriyorum tonlarca ağırlıktaki varlığımı. Bu ağırlık kalbimden mi, beynimden mi kaynaklanıyor? Bunu da bilmiyorum.
Ne gerek var tekrar aynı şeylere? Biliyorsun ki "o" yok. Biliyorsun ki hiç olmadı, olmayacak. Varlığından emin olduğun "gerçek" seni bekliyor. O gerçeği nerede bulabileceğini de adın gibi biliyorsun.Lakin oraya gidemeyeceğinin, gerçeğe hiç varamayacağının da farkındasın. Şansını kaybetmişsin artık. Boşver her şeyi ve kendine bir iyilik yap.
Banyoya giriyorum. Musluğu açıyorum ve küvet dolarken suyun sesini dinliyorum bir süre. Hayata dair güzel bir ayrıntı; tadını çıkar! Bir yandan soyunmaya başlıyorum Nası doğduysam öyle... Sıcak suya ilk adımımı attığımda önce yeşiller, sonra elalar geliyor gözlerimin önüne. Sonra annem... Hayır, onu düşünürsem başaramam! Kendime bir iyilik yapmalıyım. Onu hiçbir zaman göremeyeceksem, gerçeğe hiçbir zaman varamayacaksam, tüm bu anlamsızlıkların içinde çırpınmamın anlamı ne?
Uzanıyorum sıcak suya. Bir anda yoğunlaşıyor beyin kıvrımlarımda "her şey"... Konuşmalar duyuyorum, ağlamalar, gülüşmeler, ağıtlar, kahkahalar, bağrışan, tartışan, kavga eden, birbirini öldüren insanlar duyuyorum. Korkunun uzantısı mı tüm bunlar? Kapının açılmasıyla birlikte son beş dakikadır beynim sesleri dinlesin diye otomatikman kapalı olan gözlerim istemsizce açılıveriyorlar ve peşinden sesler de duruyor.
Selim? Ama sen... "Gözlerini kapatmana gerek yok artık, ben buradayım." Tüm hayatım boyunca senden bahsettim biliyor musun? "İyi haltettin. Bahsedecek başka hiçbir şeyin yok muydu?" Hayır. Neden geldin buraya? "Seni izlemeye." Sadece izlemeye mi? "İstersen dinlerim. Neden yapıyorsun bunu?" Başka çarem kalmadı Selim. Ne o bana geliyor, ne ben ona gidebiliyorum, ne de gerçeğe varabiliyorum. Bu saçma sapan yerde küçük acılarla yetinmektense, bu çürümüş varlığımı acının yurduna götürürüm ve sonsuza kadar onsuz kalırım. Gerçekten zaten geçmişim, yalanlarla yetinirim. "Ben daha fazla mücadele etmiştim." Kiminle mücadele etmem gerektiğini bilmiyorum artık. "Ben bunu her şey sona erdikten sonra öğrendim, istersen sana söyleyebilirim." Hayır! Duymak istemiyorum. Bunu buradayken bilen tek insan olmak istemiyorum. Ben bu kadar özel değilim. Aslında mücadele etmek de istemiyorum. Gölgelerle yıllarca savaşmak beni öylesine yordu ki, gölgelerin sahipleri karşıma çıksalar ilk raundda nakavt olurum... "Ama gerçeğe layık değil bu yaptığın, farkındasın değil mi?" Evet... Ama zaten hiç O`na layık olamadım şimdiye kadar. Hep istedim, ancak karşılığında hiç O`nun isteklerini yerine getirmeyi denemedim. "Çekeceğin acılardan korkmuyor musun? Hem de hiç bitmiyorlar..." Artık korkmamın hiçbir faydası yok. Benim mahkemem çoktan kuruldu, davalarım çoktan görüldü ve bitti. Herkes teker teker yargıç oldu, herkes teker teker aynı hükmü verdi. Son yargıçtan ümitliydim, fakat onun vereceği karardan da eminim, beklemenin manası yok. Yerim belli, ısrarcı olmak anlamsız. "Peki ya o ela gözleri olan?.." Beni en çok üzen şeylerden biri de gideceğim yerde onun olmaması ve oraya hiç gelmeyecek olması. Biliyor musun? Onun kocaman gözleri var ve çok masum bakıyorlar. Onu izledim ya, artık cenneti istemiyorum. Belki de beklediğim oydu, ama hiç gücüm kalmadı Selim... Onun vereceği hükmü bekleyemem artık.
Bir süre hiç konuşmadan birbirimize baktık. Şakağındaki kurumuş kanlar, yüzünün solgunluğunu daha çok belirginleştiriyordu. Yanıbaşımdaki ufak kutunun içinden jileti çıkardım ve ambalajını yırtıp suyun içine attım.
"Benim yöntemim daha acısız ve garantiydi aslında." Biliyorum, ancak ben acılı olanı tercih ediyorum. "Biz başaramadık. Turgut bile başardı fakat biz başaramadık." Aslında biz başardık Selim. Başardık ve onlara ihanet ettik. Onlar hayatlarında hiç başarılı olamadılar, ne varsa hepsini kabullendiler sonuna kadar. Ama biz "her şeyi bitirmeyi" başardık. Bu yüzden senden ve kendimden nefret ediyorum.
Jileti sol bileğimin üzerinde biraz gezdirdim. Sonra sertçe bastırarak saat izimin olduğu yeri güzelce, itinayla kestim. Canım yanıyordu ve canım yandıkça vicdanımdaki acının yok olduğunu hissedebiliyordum. Bu beni gülümsetti. Selim de gülümsüyor mu diye ona baktım, fakat gözlerime dolan tuzlu yaşlar onu bulanık görmeme sebep oluyordu. Yalnızca karşımda ayakta duran ve beni izleyen siluetini görebiliyordum. Gözlerimdeki yaşları silmeden devam ettim işime. Jileti bileğimin etrafında bir tur döndürdükten sonra, bileğimdeki iki belirgin damarın tam ortasından, az önce kestiğim çizgiye dik bir çizgi çizmeye başladım kolumun yukarısına doğru. Hoş bir T harfi çıktı ortaya. Turgut geldi aklıma o anda ve yeniden gülümsedim. Başımı yeniden Selim`e çevirdim. Hareketlerim fazlasıyla ağırlaşmış ve etrafımdaki her şey yoğunlaşmıştı artık. Gözümden süzülen yaşlar dudaklarıma değdi, tuzlu dudaklarımı yaladım. Selim gülümsüyordu, o da Turgut`u anımsamıştı sanırım. Aynı ağır hareketlerle koluma baktım. İki kesikten süzülen kanlar T harfinin az önceki güzelliğini bozmuşlardı. Sinirlendim. Jileti koluma daha seri hareketlerle vurmaya ve üstüste kesikler oluşturmaya başladım. Ağırdı hareketlerim fakat nasıl olduğunu anlamadığım bir biçimde kuvvetim yerindeydi. Yorulunca jileti suyun içine bıraktım, kafamı yeniden çevirdiğimde artık Selim yoktu. Bundan sonra yolculuğuma yalnız devam edecektim. Az önce suyun içine baktığımda çıplak bacaklarımı görebiliyordum, fakat şimdi sadece kırmızı vardı gözlerimin önünde. İki kolumu birden bırakıverdim iki yanıma.
Çok sevebilirdim onu bana izin verseydi. Tüm benliğimden geçip onunla bütünleşebilirdim. Onu cam bir fanusun içine yerleştirirdim zarar gelmemesi için ve sırtımda gezdirirdim tüm alemi. Gittiğimiz her güzel şehrin güzelliği sönüverirdi onun yanında. Sonra durur onu izlerdim. Onu böyle güzel nasıl yaratmış diye gerçeğe aşık olurdum bir kez daha. Onunla birlikte secde ederdik gerçeğe. Başımızı birlikte aynı toprağa koyardık. Sonra başka şehirlere giderdik, sonra başka şehirlere... Kainatın tüm varlıkları bizim güzelliğimizi, bizim aşkımızı, bizim secdelerimizi, bizim dualarımızı konuşurdu. Hiç bırakmazdım onu bana izin verseydi... Ama şimdi... Selim bile gitti... Kolumu kestiler mi? Hissetmiyorum. Peki bu su nasıl böyle birdenbire soğuyuverdi? Gözlerimden akan yaş mı yoksa kan mı? İçime damla damla akıp değdiği yeri yakan ne peki? Şimdi ben bir daha onu göremeyecek miyim? Şimdi Gerçek beni bir daha hiç affetmeyecek mi? Neyse, buradaki acılardan sıkılmıştım zaten. Daha büyüğünü hak ediyorum ben. Selim`i görürüm belki orda, bana yarenlik eder. Selametle...
26 Ekim 2007 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder