16 Ekim 2007 Salı

Işık Değişince,..

Işık değişince, değişir her şey. Görmektir ya en büyük kıstas, daralttım ben onları. Kapadım gözlerimi bakmıyorum. Açtığımda onları gece olsun biraz, geceden kasıt karanlıklara ihtiyaç. Karanlıkta yıldız sanar insan parıltıyı, gündüz görmediği kadar yıldız sayar ve yıldız kaymalarında dilek diler hep insan. Ama gündüz öyle değil, yıldızları görmek bi yana düşünmez bile insan. Aşk gibi biraz, girdabında kavrulurken ve savrulurken insan farketmez yaşadığının güzelliğini bazen ve hiçsizliğe düştüğünde sevinir biraz. Sanırım karışık kafalar içinde en hüzünlüsü yalnız olanlara aittir. Mevcudiyetlerini ispat ile yükümlü olmaları onların kendilerine tezatıdır. Halbuki karanlıkta tüm cisimler eşittir ve ruhlar sadece karanlıkta değil aydınlık olduğunda da görülmez. Mesut bir ruhun özlemi belki her insanın ihtiyacıdır ama gözleri kamaşan insan hissetmez aydınlık içinde. Karanlıklar en büyük düşündürücüdür. Dilekleri düşünür insan ve yıldız kaymalarını düşler. Çünkü dilemek en büyük kozdur elindeki ve yarışma sona ermeden ulaşmak ister dileklerine. Yarışmalar hep ölümle sonuçlanır ya, gerisi muallak.

Işık değişince anlam da değişir. Bir yıldıza önem vermez insan gündüz boyunce ve görmez onu. Takriri sözlerin belki soğutur insanı ama 'seni seviyorum' en özlenen tekrardır. Tesbihat eder yürek her atışta ve 'seviyorum işte' diye haykırır ve işte o zaman aydınlıktır dünya. Gün tüm güzelliğiyle ortalıktadır ve yıldızlar hiç dikkat çekmezler o zaman.

Halbuki karanlık en güzelidir, her ışığın farkedildiği ve hiçbir cismin farkedilmediği o güzel andır karanlık. İnsan bir kıvılcım arar görmediği boyunca ve aramak onun en büyük erdemidir.

Dağıtmak güzel değil konuyu, savrulurken uçlara bir orayı düşünüp bir burayı düşünmek, mide bulandırıcı. Okuyucu için olmasa da yazan yazarken yazdığını bilmeli. Aklına gelen her cümleyi yazmamalı belki. Aman kime ne sanki. Bazen aydınlık der ve bazen karanlıktan bahseder ve işte o zamanlarda bazen çelişir bile kendisiyle. İrdelemek saçma. Yazmak bir sinir boşalımı bir ruh biçimlendirmesi. Bugün, notalardan binalar yapmayı öğrendim. Temeller atıldı önce hafiften bir giriş üfledi neyzen ve yavaşça tuğla tuğla, kat kat ördü binasını. Muhteşem bir mimari yapı ortaya çıktı ama hep hayallerde. Hayallerde yaşatmak daha zor bazı şeyleri ama ruhlar hep hayallerdedir. Ruh bunalır bazen ancak o zaman hissettirir somut varlığını. O anlardan birinde çıkar yazar da yazar yazan, yazmak bir rahatlama biçimidir. Aslında sadece bir kusma biçimidir. Ömür boyunca öğütür insan ve ömür boyunca boşaltım sistemi çalışır. Bazıları küfrederek neşreder kusmalarını, bazıları yazar bazıları çizer bazıları için için kusar ve onların kusmaları da görünmezdir. Dedik ya ışık değişince anlam değişir. Görünmezliği ışıksızlıktandır, gözlerdeki. Görmezse göz ve anlamazsa durumu güneşten koparılan parça kör karanlıktır insana. Bakmadıkça görmez insan ve bazen ne kadar baksa da göremez insan. Karanlık demiştik ya işte orada görür yıldızları ama aydınlığa düştüğünde varlıklarını hayal eder sadece. Hayal etmek bir gerçeğin birinci koşuludur. Önce hayallerde var olur her şey. Dostlar bile özlemle gidilen buluşmadan önce hayal edilir. Varlıkları, kavramları hep hayal edilir. İnsan soyutla yaşar çok uzun süre, ruhunda hisseder çoğu şeyi, ruh hayaldir.

Nice hayatlar hayal ile aynı kökten gelir. Hayal etmek hayat verir. Kelimelerin benzeşmesi kimine göre sadece rastlantıdır, kimisine göre gülümseme sebebi. Hayat hayal ile başlar, bir hayal uğruna rahme bırakılır düşler.

Işık değişince anlam da değişir. Ve çok hayat stüdyo ışıklandırmasında aydınlık arar..

Hiç yorum yok: