10 Ocak 2008 Perşembe

Don Kişot

Kendi varlığımı unuttuğum süreçler... Hayatıma değmiş yüzlerce silüette, bu sürecin sebebi aynıydı hep, aşktı. Dağların üstüne sis gibi çöken aşk. Acı çekmekten yakınıyorken her biri, ısrarla vazgeçmezdi bu acı çekme durumundan. Vakt-ı kerahat dediğimiz günlerde dostlar meclisi dökmeye başlarken dertlerini tek duraktı aşk acıları. Daha gencecik, hiç yıpranmamış suratlar, ışıl ışıl gözler, pırıl pırıl bir gelecek beklerken, hayata ve sevilene isyan ederdi hepsi. Nedenler,nasıllar,yargılar,hükümler,tavsiyeler herkesin paylaşacak, anlatacak ve söyleyecek bir fikri her zaman yanında bulunurdu. Boş geçmezdi en suskunu bile bu yarenlikte. Sevmenin ulviyetinden bahsetmek ve aşkın nankörlüğünden sitem etmek...
Söz bana geldiğinde içi aşkla boş ama mantıkla dopdolu önerilerimden başka bir şeyim yoktu ki.
Benim aşık olmaya vaktim olmadı ki. Benim aşkla kendimi unutmaya hiç şansım olmadı. Aşkla mantığı bir arada geçirdim ben. Doğmadan önce sırtlanmışım ben yükümü. Kendimi hatırlamaya fırsat bulamamışım ki hiç. Büyük nefretlerin, kahrolası çekişmelerin ve hesapların ortasında doğmuşum. Kimse benliğim veya sevgilerime şans tanımadı ki. Sadece yükün budur dedi ve işine gelen yanına aldı gelmeyen nefret etti. Ben nefret edilmenin ne olduğunu öğrenmeden benden nefret etmesini sağladığım insanlar olmuştu. Bilinç altıma yerleşmiş ifadeler, sesler, isimler hepsini çok seviyordum. Oyuncak askerlerimle savaşlar yaptığım dönemlerdi, hayatımda ki kahramanların beni sevmediği ve iğrenç maskeleriyle başımı döndürdükleri. Samimiyet istiyordum oysa ben. Hamuruma 2 ölçekten fazla katmışlar meğer samimiyeti... Samimiyete aç ve aşık olarak selamlamışım bu dünyayı.
Geldim bu yaşıma ve hala tek aşkım olarak bağrıma bastığımdır samimiyet. Zamanla kaybedilebilen aşk kadar hassas aşkla aynı taleplere sahip bir şey bu. Menfaat ve hesaplı hareketi kaldıramıyor hiç hemen gerilip kopma noktasına geliyor. Sabır istiyor, gün geliyor fedakarlık istiyor. Henüz baharında da olsam çok içten pazarlıklı gördüm, payıma düşeni de aldım. Kurduğum samimiyet kervanlarıyla uzun yollar kat ettim. Bu kervanları tek başına dağıtabilen her çakal için göğsümü siper ettim. Her tür menfaat mücadelesi içinde kahroldum. Kırılıp gittim, köşeme çekildim. Çakallara bıraktım meydanı. Herkes aşktan yiyip doymadığı silleleri anlata anlata bitiremezken. Ben samimiyetle olan sille hesabım için susup,kaçlarca yüzü olduğunu bildiğim her tanıdığı göz ardı etmekten başka hiçbir şey yapmadım. Türkü gibi oldum dilden dile söylene söylene anonim oldum. Üzerimden yüzlerce savaşlar kazanıldı ve ben habersizken. Küçük görmedim kimsenin hayat mücadelesini ve çektiklerini. Bir fincan kahve içtiğimin hatrı için gözümün önünde insan eti yiyenleri görmezden geldim. Soğuğun tam ortasında kaldım, samimiyetin tüm sıcaklığı dondu eksi derecelerde. Uyur gibi yumdum gözlerimi.

Gidenler geri döndü, kalanlar gitti, samimiyet yoldaşları ellerinde bir tutam hatırayı serptiler toprağıma.

Şimdi salt bir samimiyet içinde, yel değirmenlerine karşı büyük bir iştahla savaşırken yanımda kalan her bir yoldaş, bu don kişotun hayallerine saygı duyup muhabbet terkisinde yüreklerini masaya koyacaklar. Bu kez mantığımın yanında bir de kendimi hatırladım. Tamda yolun başında, tam da hayallerin gerçekleşmeye başlayacağı bu yeni sayfada hiç bir samimiyetsize bu teknede yer yok...

Hiç yorum yok: