Aşk, hastalıklar gibi çeşitlidir. Her çeşiti kendine göre zararlar verir ama sonunda geçer. Grip gibi olanları vardır, milenyum denen bu çağda en yaygın olanıdır aşkın. Kısa sürer bulaşıcıdır, herkes birbirinden görür, kapar, yaşar biter. Hiç can yakmaz, içeriden bir şeyleri alıp götürmez bu aşklar. Burun akarken yaşanan o tatsız durum gibi can sıkılır biraz sonra bir kaç vitaminle geçer. Zamanla grip tarzı aşkları yaşaya yaşaya, sinüzit olurlar. Başa ağrılar girer zaman zaman, tedavisi zaman alır bu kez. Öyle grip gibi hemen teşhis de koyamazlar hatta ''sıradan bi griptir işte'' deyip ilgilenmezler, durumun neyden kaynaklandığını bile bilmeden yaşar giderler belki bir ömür.
Ama aşkın daha iğrenç hastalıklara benzeyeni de vardır. Önüne geleni mideye indiren, şekline şemaline bile aldırmayanlar ishal olurlar. Şuursuzca harcadıkları her bir güzellik, hesap sorar bu değer bilmezlere. Komik durumlara düşerler, yüzlerinde o büyük sıkıntı okunur zaman zaman. ''Bu kadar abartmasaydım'' öz eleştirisini yaparlar, kimsenin bilmediği iç dünyalarında. Kimileri de tam aksi hastalığa yakalanır. Bunlar da önüne gelen sımsıcak ve doyurucu nimetlere şükür etmeyip, beğenmeyenlerdir. Kabız olur bunlar. '' keşke burun kıvırmasaydım'' diye eleştirir bunlar da kendilerini o düştükleri rezil durumdayken. Nadir de olsa hatalarından ders çıkarmak isterler ama işine geleni yapmaya devam ederler.
Ama bu iğrenç hastalıkları yaşadıklarını herkesden saklamayı başardıklarından kimileri özenir bu yaşama.
Doğuştan şanssız olanlar vardır aşkta. Bunların hastalıkları diyabet gibidir. Hep ihtiyatlı gezerler, canları yanmaya başlayınca hemen ilaçlarına sarılırlar. Şanslı değillerdir, herkes dilediğini yiyip,içerken onlar seçici olmak zorundadır. Kimilerinin böbrek yetmezliği vardır, kimisininse kalbi deliktir. Hepsi ayrı ayrı şanssızdır, kendi hatalarını yapma şansları bile yoktur. Mecbur olduklarını alırlar, onlarla mutlu olmak zorundadırlar. Onlar için aşkta hiçbir şey öznel değildir, zaten belirli ve sınırlıdır seçenekleri ve onlar arasından biri seçtirilip aşk diye bir ömür yutturulur.
Astım ve yüksek tansiyondur, aşk yüzünden bir ömür çekmek zorunda kalanların hastalıkları . Artık hata yapma şansları yoktur. Çok canları yanmıştır aşktan ve bir kez daha o düştükleri zor duruma düşmemek için tedbirli davranırlar. Kendilerini sakınırlar, ince eleyip sık dokurlar tabiri caizse. Sağlıksız veya havasız bir ortamda onları görmek imkansızdır. Herkese bunu anlatma gibi bi durumları olmadığından en yakınları bilir sadece ve onlardan başka kimse önemsemez bu hastalığı.
Ölümcül aşk hastalıkları ise günümüzde artık yok gibidir. Çok istisnaidir bunun örnekleri artık.
Aşkları için çekmedikleri kalmaz bunların, hiç vazgeçmezler sevgilerinden, ayaklarına prangalar bağlayıp günlerce aç bıraksalar yine de aşk derler. Bir kere şikayet etmezler, arkasından tek kelime etmezler çektikleri için. Yaptıklarına karşılık beklemezler. Sonunda kanser olurlar. Beyinlerinde git gide büyüyen bir kütle çok erken teşhis edilmediyse, sonunu getirir bu dağ gibi bünyelerin. Beyninde ki ur ona son saniyelerini yaşama şansını tanırken bile aşk için ilk gün ki güç ve dirayeti vardır asil ifadesinde. Ama kimse kanseri sevmez çünkü öyle ilaçla geçmez, önlem alınca düzelmez . Adı korkutucudur bir kere. Yaşamak yürek ister hem de mangal gibi bir yürek...
Ama kim de şimdi böyle yürek.....
13 Ocak 2008 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder