Ne çok üzmüşüm seni.Bir hatırını sormamı bile istememişsin.Bunca yıl başaramamış soğutmayı yanıp kavrulan yüreğini.Bak şimdi şaşırıcaksın... ben hatamı anladım.Uzun zaman geçti biliyorum ben de ve bunlar için çok geç demen de kaçınılmaz. Ama niyetim kırılanları onarmak değil sadece dopdolu bir özür dilemek ve iyi olduğunla ilgili yeterli kanıtı senden duymak. Senin o narin ve ürkek sesinden '' eh orta halliden iyiceyim, bir erkek arkadaşım var beni çok seven, senden sonra ayakta kalmayı başardım'' gibi cümleler işte, bilmezsin sen... Haklısın nasıl bir zalim mişim ki seni bunları bile bana söylemeye çekindirecek kadar üzmüşüm. Vurdum duymaz ve gamsız tanıdın beni, hatta kendinden başka hiçbir şeye değer vermeyen bir ukala olarak. Yalan da yok haa öyleydim. Ama bu maske arkasında iyi bir yürek vardı işte bilmezsin sen...
Sessiz soluksuz dururdun yanımda bakmasanda gözümde ki küçük bi siniri bile görürdün. Zeki analizlerinden çıkarımım benim bu maskemi farkedebilmiş olmandı. Ama bu bi varsayım olarak kaldı, farketmedin ''siyahın matemini'' senin deyiminle. Yazardın sağa sola... bak unutmamışım. Hani hep öyle derler ya. Bir zamanlar değerli olduğunun kanıtlanması amacını güder bu ''bak unutmamışım'' kalıbı. Ben de kullandım ya şimdi, anla diye...Olmadı dimi, inandıramadım. Artık öyle bir ütopya ki seni değerli olduğuna inandırmak, bir zamanlar.Ve yine haklısın... Değersiz bir palto gibi kış bitip yaz geldiğinde kaldırıp attım seni bir köşeye. Yapayanlız,çaresiz,gayesiz bıraktım seni.Hunhar ve hainceydi bu terkediş. Dedim ya artık bende anladım yaptığım yıkımı diye... Anlamadığım bir şey oldu benim sonraları. Nasıl beni bu kadar sevdin? Neyimi sevdin? Hangi niyetle sevdin? Bu kadar duygusuz ve kırıcı beni neden sevdin? Uzun zaman oldu... Gençtik... Ve gençlik aşkıydı diyorum, öyle pat diye çok aşık olup saman alevi gibi sönmeliydi diyorum. Niye sönmedi? Hem çevreme ve senden sonra yaşadıklarıma bakıp bu tarz aşkların yerinde yellerin estiğini görüyorum. Sen nasıl olup da o küçük yaşınla, küçük ellerinle, küçük kalbinle bu kadar sarıldın böylesine büyük sevebildin. Üstelik bana rağmen başardın bir de bunu. İşte mantığımın tıkandığı yer.
Paylaşımlarımız vardı bizim şimdi hatırıma gelirler bazı bazı ne kadar sevimliler onlar öyle. Hiç gitmesin istiyorum bazen gözümün önümden o eskiden hiç düşünmeden, baştan aşşağı saflık kokan, baldan tatlı günlerin lezzetini hissetmek istiyorum şuanımda. Ne kadar masum şeyler yapmışız biz. Soğukta birbirimizi ısıtmak için ellerimizi ısıtıp birimizin yanaklarına falan sürmüştük yahu. Seni böylesine haksız ve aniden terk edeceğimden habersiz nasılda kaptırmışdın rüyana kendini, gururla yaşıyordun. Bunları yazarken bile yüzümde bir tebessüm var inan. Evet çok gurur duyuyordun benimle, sevilen adamdım vesselam, söylemesende benimle olmaktan aldığın keyif her hareketinden belli oluyordu. Ben... Ben... ben hayvanı işte...
Bense seni yanlızca yaşanması gerken bir aşk olarak görüyordum, geleceğimi hiç seninle planlamıyordum ki ben. Bir çentikdin işte atıldın gittin. Aşşağılıkça bu düşüncelerim için şimdi utanıyorum hatta zaman geçtikçe az utandığım zamanlar için bile utanıyorum sonra daha çok utanıyorum. Okul bitip, tatil başladığında hiç habersiz bırakıp gitmiştim seni. Ne bir açıklama ne bir veda. Sense günlerce bana ulaşmak için yavrusunu kaybetmiş ana gibi çabaladın., yırtındın,ağladın her yolu denedin. O mağrur, o asil kız yerini çaresizce çırpınan bir medet diye adeta kıvranan bir aşk mağduruna bırakmıştı. Kalpsiz, zalim ben ise yeni maceralar peşine çoktan düşmüştüm bile. Benim için verdiğin tüm savaşlarda ganimetsiz, yaptığın her fedakarlığında karşılığında bomboş kalmıştın. Sonra ne oldu, nası zamanlar yaşadın düşündükçe aman allahım diyorum şimdi. Ne bileyim gençlikti sende kolay unutursun sandım.
Tekrar aynı ortamlarda bulunduk sonra, gözlerinde o kıvranan ve gözümde ki küçük bir hamleden umutlanacak o dipteki seni gördüm. Hala beni beklediğinin farkındaydım. En azından bir açıklama beklediğinin. Ama sana bunu da çok gördüm. Sen buna rağmen nasıl hala beni sevdin be kadın? Nasıl? Neden?
Yıllar su gibi aktı geçti işte... O nefret ettiğim sigara kokusu var şimdi senin nazikçe kavradığın parmaklarımın arasında. Sanma sakın sonunda bende kötü bir duruma düştüm. Bu izlenimi vermek değildi niyetim. Eğer beddua ettiysende tutmadı sanırım. Çünkü hiç düşmedim hep dimdik ayakta kaldım. İşte bu düşmemek durumu neye göre bu da başka bi konu ya neyse...Hep en iyiydim, hep sevildim, taklit edilen, özenilen o yukardakiydim,düşmedim. Ama ben ben değildim....
Sonunda o bana ait olmayan emanet maskeyi çıkarıp fırlattıp benden çok uzaklara. Aynada kendimi gördüm. Yaşadıklarım ve yaşattıklarımla baş başa kaldım. Anılaz birer birer inmeye başladı suratıma. Her geçen gün hatalarım için çektiğim içlerim çoğaldı. Yalvardım yaradana bu kadar can yakmama izin verdin şimdi affına sığınıyorum dedim. Bazen huzurunda senin ve senden sonra yaktığım canlar için ağladım. Maskenin altında göz yaşı dökmeyi unutmuşum, sonunda adam gibi ağlamayı hemde yaradana karşı başardım. Ben mesafe kat ettim, sana doğru yaklaştığımı sanmaya bile başladım. Ama bir türlü vicdanımdan kurtulamadım, çok durgunlaştım, neşem kaçtı, hevesim kalmadı. Zirveden bırakılan bir taş gibi özüme geri döndüm.
Zaten beni o maskeyi takmak zorunda bırakanlarlar allah'a inan benden çok hesap verecekler.
Sanma sakın sığınıyorum bunlara, olmayablirdim. Ben bu değildim, ne oldu bana. Ben senle tamamen aynı hisleri yaşayabilecek kadar şeffaftım.
Yanlız başıma yürüyorum bazen çıkıp uzun uzun. Aklıma geliyorsun bu yürüyüşlerimde. Çıkıp karşısına rızasını kazansam diyordum, sonra defalarca vazgeçiyordum. Yok yok kaldıramazdım bu konuşmanın ağırlığını. Bu kördüğüm içinde bir kaç yıl daha geçti bir de baktım. Sonunda kendimle hesaplarımı kapatmak konusunda çok mesafeler aldım. Aileler kurdum kendime güç alıyordum hepsinden. Ama arkamı döndüğümde senin gibi yıkıntı olarak bıraktığım bir kaç seven daha olduğunu ve bunların senden sonra olduklarını da görebilecek kadar objektif öz eleştiriler yaptım kendime. Şimdi artık dalıyor bazen gözlerim, içim de bir sızı oluyorsun. Tuzaklarına karşı hayatın çok donanımlı olduğumun farkındayım, bakınca içini görüyorum karşımdakinin ve yıkılmaz bir kale gibi herşeyden sakınıyorum kendicağızımı bilirsin işte herzaman ki ben. Gel gör ki hala kurtulamıyorum, dindiremiyorum bu sızıyı. Belki bu satırlardan hep bir haber olacaksın ama ben kendimle yüzleşmekten acımasızca vazgeçmeyeceğim. Kimbilir kaç kez söylemişsindir ''nereden sevdim bu zalimi'' diye. İç çekişlerin,belki haykırışların,isyanların,göz yaşların, söyleyemediğin sitemlerin ve bu simsiyah matemin için kahrolmak istiyorum. Seni yıllardır mahkum ettiğim bu diyaliz makinesinden kurtarmak için böbreğimi feda etmek istiyorum. Dokular uyuşmuyor. Hak etmediğin bu yerden o küçük bedenini kurtarmak istiyorum. Hiç yaşanmamış gibi sıfırlamak beyninin içini ve aynı saflıkla koruyup sonsuza kadar senden habersiz kollamak istiyorum. Olmayacağını bile bile böyle şeyler isteyerek vicdanıma sus payı veriyorum işte. Nasıl yaparım ben, nasıl öderim bu hakkı. Sen affetsen, seni yaratan nasıl affeder. Hem affedilsem neye yarar. Paramparça ettiğim bu ciğer eskisi gibi nefes alabilir mi?. Özür dilerim sevimli küçük kız, yoldaşım, güzel arkadaşım....sevdiğim.
Çok küçükmüşüm... şimdi anladım senin büyüklüğünü...
10 Ocak 2008 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
1 yorum:
beLki okumuş ve affetmiştir seni o küçük kız. BeLki siLmiştir kötü olan herşeyi ve çocukluk aşkı olarak saklamıştır seni safran sarısı anılarının yanında, belki o hep hissetmiştir senin sözlerini, belki görmüştür maskenin altındaki gerçek "SEN"i ve belki de..belki işte..
Yorum Gönder